20 Temmuz 2013 Cumartesi

FRANCIS FORD COPPOLA'DAN THE GODFATHER YORUMLARI


Francis Ford Coppola'nın The Godfather Blu-ray'inde yer alan yorumlarını aşağıda okuyabilirsiniz. Bu yorumlar arasında, Coppola'nın bazı önemsiz yorumlarını listeye almadım. Bazılarında çeviri hatası yapmış olabilirim. Doğrusunu bilen olursa yorum bölümünde ekleyebilir.


 
1-Açılış jeneriğinde filmin adının başına yazarın ismini koyduğu ilk film The Godfather olmuş. Daha sonra bu gelenekselleşmiş ve Dracula, The Rainmaker gibi filmlerde de bu geleneği devam ettirmiş.

 

2-Açılış sahnesinde neyi kullanacağını arkadaşlarıyla görüşerek karar vermiş. Onlar Patton’daki gibi güçlü bir açılış olması gerektiğini belirtmişler.

 

3-Marlon Brando’nun kucağındaki kedi planda yokmuş. Stüdyoda dolaşan bir kediyi Marlon’a gösteren Coppola olmuş. Brando, hayvanları ve çocukları çok sevdiği için sahneye kediyi de dahil etmiş.

 

4-Coppola, Bonasera’yı canlandıran Salvatore Corsitto’nun Brando karşısında ezilmeden gerçekleştirdiği oyunu övüyor. Bunun dışında Abe Vigoda’ya da övgülerini belirtiyor.

 

5-Coppola, düğün sahnesini kendi geçmişinde gördüğü İtalyan usülü “football wedding” diye nitelendirdiği düğünlerden yola çıkarak tasarlamış.

 

6-Clemenza, Paulie’den şarap alırken arkada gülümseyerek dans eden kişi Clemenza’yı canlandıran Richard Castellano’nun kardeşiymiş.

 

7-Tessio’nun ayağına basarak dans eden küçük kız imgesi yine Coppola’nın geçmişte düğünlerde rastladığı anlardan birisiymiş.

 

8-Don’un ofisinde pencerenin dışından gelen beyaz ışık doğal ışık değilmiş. Beyaz kağıt ve yapay ışıkla oluşturulmuş.

 

9-Luca Brasi rolünde oynayan Lenny Montana, bir güreşçiymiş ve Marlon Brando’nun karşısında oynayacağı için heyecandan titriyormuş. Kapı önünde söyleyeceklerini tekrar ettiği sahne doğaçlama olarak filme girmiş. O sahnede Montana gerçekten de rolünü unutmamak için söyleyeceklerini tekrar ediyormuş.

 

10-Ana Corleone’yi canlandıran Morgana King, Sicilya’da iyi tanınan bir jazz sanatçısıymış.

 

11-Düğün sahnesi, çekim takvimine göre prodüksiyonun ortalarında çekilmiş. Çekimler esnasında Coppola’ya 2,5 gün süre tanınmış, sürekli kovulma tehditleri gelmiş. Bu rahatsız ortamda, normalde akşamüstü çekilen Johnny Fontane’in şarkı söylediği sahne Gordon Willis’in yetenekleri sayesinde öğle saatlerinde gibi görünmüş.

 

12-Johnny Fontane karakteri Frank Sinatra’nın gençliği düşünülerek yazılmış. Fontane’in sahnede şarkı söylediği sahnede sohbet eden Michael ve Kay’in göründüğü bölüm aslında gece çekilmiş. Willis, ışıklandırma maharetini bu sahnede de konuşturmuş.

 

13-The Godfather 62 günde 6,5 milyon dolar bütçeyle çekilmiş.

 

14-Sahnede arya söyleyen kadın Coppola’nın kuzenlerinden biriymiş.

 

15-Don’un Fontane’e kızıp tokat atıp silkelediği sahnede kamera Al Martino’yu arkadan çekmek zorunda kalmış. Çünkü Martino, Coppola’nın istediği mimikleri bir türlü verememiş.

 

16-Don, Johnny Fontane’i ofisinin kapısından uğurlarken arkada görünen kadınlar, çekime uygun davranmamışlar ama bu görüntü komik durduğundan Coppola filme dahil etmiş.

 

17-Nino Rota’nın bestelediği müzikleri yapımcı Robert Evans hiç beğenmemiş. Love Story’nin tema müziği gibi popüler bir müzik bestelenmesini istemiş. Ama Coppola Rota’nın bestelerinin arkasında durarak bu müziği istemiyorsan beni kov diye blöf yapmak zorunda kalmış. Daha sonra The Godfather Waltz’un son halini 30-40 kişilik bir gruba dinletmiş ve herkes şarkıya hayran kalmış. Evans da nihayet şarkıyı kabullenmek zorunda kalmış.

 

18-Los Angeles’taki Woltz film şirketi sahnelerini Coppola çekmemiş. İkinci ünite yönetmeni çekmiş. Arkası dönük yürüyen kişi Robert Duvall değilmiş ve kamera arkasındaki kişi de Gordon Willis değilmiş. Hagen’ın Woltz’la tanıştığı çekim yapılan stüdyo aslında New York’taki Don’un ofisinin çekimlerinin yapıldığı stüdyoymuş.

 

19-Johnny Fontane’in alınmadığı film From Here to Eternity olarak bilinir. Mario Puzo’nun romanda gerçek olaylara anıştırma yaptığı konulardan biri de budur. Coppola, bu bilgiyi kendi adına onaylamıyor.

 

20-Woltz’un malikanesinde Hagen ve Woltz’u yürürken gördüğümüz sahnede Hagen’ı Duvall oynamamış. Los Angeles’taki dublör oynamış. Ahır sahnesi ise New York’ta çekilmiş.

 

21-Coppola, Robert Duvall, James Caan ve Al Pacino’dan memnuniyetini dile getiriyor. Bunun yanısıra stüdyonun bu isimleri beğenmemesi, hatta Gulf & Western şirketinin başının bizzat kendisine hakaret ettiğini ama Solozzo’nun vurulması sahnesinden sonra üzerindeki baskının bittiğini söylüyor.

 

22-İkinci ünite (L.A dış sahneler) çekimlerini William Butler gerçekleştirmiş.

 

23-Hayvanseverler, Coppola’ya sürekli kesik at kafasının gerçek olup olmadığını soruyormuş. Coppola da onlara bir mektup yazarak at başının bir köpek maması fabrikasından geldiğini ve sanat departmanının buzda bekletmesi sonucu oluştuğunu bildirmiş.

 

24-Genco Olive Oil Co. Binası Chinatown’da yapılmış. Hala aynı binada Genco Olive Oil Co. yazısı dururmuş.

 

25-Don’un masasında duran anisette, Coppola’nın babasının sık sık anisette içmesinden kalan bir anı olarak filme alınmış.

 

26-Coppola, Solozzo’yu canlandıran Al Lettieri’nin duruşundan ve göğsünün geniş olmasından etkilenmiş. Coppola’ya göre bu özellik onun dışında sadece John Wayne’de varmış.

 

27-Don’un Solozzo’yla görüştüğü sahneyi yapımcılar hiç beğenmemiş. Brando’nun aceleci bir oyun ortaya koyduğunu söylemişler. Coppola, yine kovulacağı yönünde dedikodular duymuş. Sahneyi yeniden çekmeyi teklif etmiş, yapımcılar bunu da reddetmiş. Bu olaylar olduğunda çekimlerin 3. haftası sona ermiş. Aslında tantana, büyük patron Charlie Bludhorn’un Marlon Brando’yu Don Corleone rolünde istememesinden kaynaklanıyormuş. Coppola’yı kurtaran sebeplerden biri de Patton filmiyle aldığı Oscar ödülüymüş.

 

28-Michael’la Kay’in ellerinde hediyelerle alışverişten çıktıkları sahne filmin çekilen ilk sahnesiymiş ve Polk’s Toy Store’da çekilmiş. Daha sonra göreceğimiz Hagen’ın oyuncakçıdan çıktığı sahne de burada çekilmiş. Filmin ilk yarısının en kilit sahneleri ilk hafta çekilmiş.

 

29-Solozzo-Luca Brasi görüşmesi Hotel Edison’un barında çekilmiş.

 

30-Don’un vurulma sahnesinin yüksek açıdan çekilmesi Coppola’nın fikriymiş. Gordon Willis bu fikri tuhaf bulmuş. Coppola, hem Don’un düşüşünü hem de portakalların yola saçılmasını birarada göstermesinden dolayı bu açıyı tercih etmiş. Bu, Orson Welles’in de tarzıymış.

 

31-Michael’ın babasının vurulduğunu gazeteden öğrendiği sahneyi George Lucas çekmiş.

 

32-Coppola, Richard Castellano’nun ikinci filmde de olmasını çok istemiş. Brando’nun da ikinci filmin son dakikalarında yer almasını istediğini belirtiyor ama ikisi de olmamış.

 

33-Hagen’ın Solozzo tarafından tutulduğu sahne, bir restoranda çekilmiş. Dış sahneler çekilirken müthiş bir fırtına ve kar varmış. Coppola, böyle havalarda film çekmeyi daha çok sevdiğini, çünkü doğal efekt oluştuğunu belirtiyor.

 

34-Coppola, kitapta Lucy’nin ameliyatı bölümünü ilk başta gereksiz olarak gördüğünü daha sonra tüm hikayenin aslında böyle yan materyallerden oluştuğunu farkettiğini söylüyor. Ama bu tip yan hikayeleri filme almayı da düşünmediğini belirtiyor.

 

35-“Take the Cannoli” sözünü Richard Castellano’nun eşi Ardell Sheridan tavsiye etmiş Coppola’ya. Castellano da bu sözün başına “Leave the Gun”ı eklemiş. Coppola bu kısmı “Drop the Gun” olarak hatırlıyor.

 

36-Clemenza’nın yemek yaptığı sahneyi Coppola yazmış, Mario Puzo da düzenlemiş.

 

37-Deneme çekimlerine Coppola, Diane Keaton’a Michael rolünde kiminle beraber oynamayı tercih ettiğini sormuş. Keaton’ın cevabı “Al Pacino” olmuş.

 

38-Don’un yattığı hastane gerçek bir hastanede çekilmiş. Coppola, şüphe unsurunu daha fazla vurgulamak için boş koridor sahnelerinden daha çok çekmesi gerektiğini ama çekmediğini söylüyor.

 

39-Yapımcılar, Al Pacino’nun hastane sahnelerindeki hakimiyetinden sonra ona güven duymaya başlamış.

 

40-Hastane iç çekimlerde George Lucas’ın Coppola’ya büyük yardımları olmuş.

 

41-Hastane dış çekimlerinde yakın planda Michael ve Enzo’nun göründüğü sahneler Los Angeles’ta ikinci ünite tarafından çekilmiş. Uzak planda gösterilenler ise New York’ta çekilmiş. Planlardan birinde Los Angeles’taki binaya New York’taki hastanenin görüntüsü yedirilmiş.

 

42-Komiser McCluskey’nin arkasındaki polis The French Connection’da da rolü olan yapımcı Sonny Grosso imiş.

 

43-Don’un malikanesi çekimleri birkaç farklı evde yapılmış.

 

44-Brando, Coppola’ya çekimlerden önce gerçek mafya üyeleriyle tanışmasını ve gözlem yapmasını önermiş. Coppola görüşmemiş. Ama James Caan rolüne hazırlanırken mafyayla görüşmeler ve gözlemler yapmış.

 

45-Michael’ın Solozzo’yu öldürmekle ilgili planını söylediği sahnenin çekiminde Coppola ve Willis yine fikir ayrılığına düşmüşler. İkilinin anlaşabilmesi The Godfather Part 2’nun çekimleri esnasında oluşabilmiş. Coppola, Godfather’ın çekimleri esnasında hep mutsuz olduğunu, herkesin kendisinin karşısında olduğunu söylüyor.

 

46-Coppola, çekimlerde bir yemek masasının etrafına toplanan aktörlerin ilk doğaçlamaları orada gerçekleştirdiğinden bahsediyor. Diğer aktörlerin Brando’ya kendilerini ispat etme çabası, Brando’nun şakacı kişiliği gibi gözlemlerini belirtiyor.

 

47-Michael, Solozzo ve McCluskey’in arabada geçen sahnesi boş bir stüdyoda arabanın sallanması ve arkadan yapay ışıklar verilmesi yoluyla çekilmiş. Coppola, bu sahnelerdeki Gordon Willis işçiliğini övüyor.

 

48-Coppola, Sterling Hayden’ı gizemli ve sıradışı bir oyuncu olarak görüyor.

 

49-Arabanın köprüde yön değiştirdiği sahne ikinci ünite tarafından çekilmiş.

 

50-Solozzo’nun öldürülmesi sahnesinin çekildiği restoranın yanında metro durağı olması sahnede duyulan tren sesinin de filme alınması fikrini doğurmuş. Coppola, bu sahnenin hem kendisi hem de Al Pacino için stüdyonun kendilerine onay vermeme fikrinin yıkıldığı sahne olarak görüyor. Bu arada Al Lettieri’nin Sicilya aksanı ve oyunculuğunu övüyor.

 

51-Restoran sahnesindeki tuvalet o restoranın kendi tuvaletiymiş.

 

52-Coppola, restoranda Michael’ın silahını doğrultmadan önce gelen ses efekti için kurgucu Walter Murch’ü övüyor.

 

53-Gazete manşetlerinin gösterildiği sahnede Coppola’nın babası Carmine Coppola’nın çaldığı şarkı This Loneliness imiş. Bu sahnelerde gösterilen cinayet fotoğrafları gerçek olaylarda çekilmiş fotoğraflarmış.

 

54-Coppola, kasting yapımcısı Fred Roos’la Don Corleone rolü için Laurence Olivier ve Marlon Brando’yu düşünmüşler. Olivier, o dönem hasta olduğu için rolü kabul edememiş, Brando ise o dönem Queimada ile gündemdeymiş. Coppola, yapım şirketine Brando’nun adını verdiğinde kesin bir dille reddedilmiş. Daha sonra Brando’nun oynamasını deneme çekimleri yapması, yapıma karışmayacağına dair sözleşme imzalaması gibi şartlar karşılığında kabul etmişler. Deneme çekimleri bizzat Brando’nun evinde yapılmış. Don Corleone’nin yüz ifadesi ve kısık sesi Brando’nun kendi fikriymiş. Brando, bu filmden alacağı para geciktirilince The Godfather Part 2’de oynamayı reddetmiş.

55-Yapımcılar, Michael rolü için Robert Redford ve Ryan O’Neill’ı önermişler. Ama Coppola, onları sarışın oldukları için tercih etmemiş. Coppola’ya göre Pacino’nun yüzü doğal bir Sicilyalı gibi görünüyormuş.

 

56-Coppola, Michael’a Sicilya’da eşlik eden çobanlar rolünde Pier Paolo Pasolini filmlerinde de oynayan Franco Citti ve birçok filmde oynamış Angelo Infanti’yi övüyor ve şakacı kişiliklerini James Caan’e benzetiyor.

 

57-Apollonia’nın babasını canlandıran Saro Urzi imiş. Onunla Michael’ın konuştuğu ve çobanın tercüme yaptığı sahnede altyazı kullanılmadan çeviri yoluyla göstermek Al Pacino’nun fikri olmuş.

 

58-Apollonia’nın babasının Michael’ı dinledikten sonra omuz kemerini takması bir anlaşma yapıldığını gösteriyormuş ve fikir Saro Urzi’ye aitmiş.

 

59-Love theme from The Godfather’ı Coppola önceleri Afrika tarzı bir müzik olarak istemiş. Arkaik Sicilya tarzı bir müzik olmasını beklemiş. İlk versiyonun Arap melodilerine benzemesinden hoşnut kalmamış. Nino Roya’yla Roma’da havaalanında buluştuklarında Rota melodinin son ve bildiğimiz halini mırıldanınca Coppola da çok beğenmiş.

 

60-Coppola, önceleri Connie rolü için, daha sonra Lucy Mancini’yi oynayan Jeannie Linero’yu düşünmüş. Yapımcı Robert Evans’ın da tercihiyle rol, kardeşi Talia Shire’a gitmiş.

 

61-Michael ile Apollonia’nın düğün sahnesinde çalan şarkıları Carmine Coppola besteleyip kaydetmiş. Coppola, anne ve babasının filmde birkaç yerde göründüğüne dikkat çekiyor.

 

62-Düğün sahnesinde Coppola, Pacino’dan dans etmesini ve gelini arabaya bindirmesini istemiş. Pacino, dans etmeyi, araba sürmeyi ve İtalyanca’yı bilmediğini söylese de hepsini yapmış.

 

63-Apollonia rolü için uzun süre kimse seçilememiş. Coppola, güzelliğinden dolayı Simonetta Stefanelli’de karar kılmış.

 

64-Kay’in malikaneye gelip Michael’ı sorduğu sahne defalarca çekilmiş. Coppola, sebebini hatırlayamıyor.

 

65-Carlo’nun Connie’yi dövdüğü sahnenin çekimleri esnasında yapımcılar Coppola’nın aksiyon sahnelerinde başarısız kaldığını düşünerek bir yedek yönetmen göndermişler. Coppola bu stresli çekimlerde neler yapabileceğini oğlu ve kız kardeşi Talia Shire’ın doğaçlaması sayesinde bulmuş.

 

66-Sonny’nin öldürüldüğü sahne için Coppola, Bonnie and Clyde filminin son sahnesinden esinlenmiş. Carmine Coppola bu sahne için “steal from the best” yorumunu yapmış.

 

67-Sonny’nin vurulduğu sahnede James Caan’ın üzerine yüzlerce maytap bağlanmış. Bu sahne hiçbir kaza yaşanmadan tamamlanmış.

 

68-Tom’un Don’la, Sonny’nin öldürülmesini konuştuğu sahnenin deneme çekimlerinde başka aktörler 40’tan fazla kez deneme yapmış. Robert Duvall ise 3-4 çekimde en iyi performansı vermiş.

 

69-Coppola, büyük oyuncularla çalışmanın yolunu onları rahat ve özgür bırakmakta bulduğunu söylüuyor. Brando gibi oyunculara direktif vermesine gerek kalmaması işi kolaylaştıran bir unsurmuş.

 

70-Coppola, İtalyan oyuncularla, Amerikan oyunculara göre daha rahat çalıştığını söylüyor.

 

71-Coppola, filmin ekonomik bir film olduğundan bahsediyor. Bu kadar düşük bütçeyle, 40’lı yılları ve o yılların ABD’sinin Corleone ailesiyle oluşan paralelliklerini hepsi işine hakim kişilerle çalışmanın sonucu kotarabildiğini anlatıyor.

 

72-Çekimleri New York Merkez Tren İstasyonu’nun toplantı odasında gerçekleştirilen Mafya toplantısı sahnesinden yola çıkarak seri filmlerin ilk bölümlerinin tazeliği ve orijinalliği ile kendine has olduğundan bahsediyor.

 

73-Brando’nun toplantı sahnesindeki başarısı stüdyonun onun üzerinde de yarattığı baskısından kaynaklanmış.

 

74-Michael’ın New England’a gidip Kay’le konuştuğu sahne çok sonra çekilmiş. Kitapta bulunmayan bu sahnenin görüntü yönetimini Gordon Willis yerine Bill Butler yapmış.

 

75-Don’un ofisi, ilk sahneyle sonlardaki Tessio ve Clemenza’nın endişelerini bildirmek için geldiği sahne arasında farklılıklar göstermiş. Coppola, 40’lı yıllarla 50’li yılların dekor anlayışı arasındaki farkı gösterebilmek için bu düzenlemeye gitmiş. Baba’nın masası ve koltuğu şu an Coppola’nın evinde bulunuyormuş.

 

76-Coppola, Al Neri’yi Michael’ın Luca Brasi’si olarak gördüğünü söylüyor.

 

77-Las Vegas sahnelerinin dış çekimler ikinci ünite tarafından Vegas’ta çekilmiş. Ama iç sahneler New York’ta bir otelde gerçekleşmiş. Otelin girişinde görülen hippiler anlatılan yıl gereği orada olmaması gerekiyormuş.

 

78-Coppola, ikinci filmde tam söz sahibi olması dolayısıyla bütçe kısıtlaması faktörünün ortadan kalktığı ve çok daha iyi bir prodüksiyona sahip olduğunu anlatıyor. İlk film stüdyonun düşük bütçe anlayışından dolayı kısıtlı alanlarda çekilmiş.

 

79-Coppola The Godfather’ın başarısının kendi hayatını büyük ölçüde etkilediğini anlatıyor. Evli, üç çocuklu ve parasız bir insanken bir peri masalında olduğu gibi çok önemli bir yönetmen haline geldiğini söylüyor.

 

80-Coppola’ya göre Fredo’nun filmdeki yaşadıkları empatiyle yaklaşılması gereken olaylardır.

 

81-Bob Towne’nin yazdığı Al Pacino ve Marlon Brando’nun bahçedeki sohbeti sahnesini film gösterime girdikten sonra izlerken Coppola, bu iki büyük oyuncuyla daha çok karşılıklı sahne çekmediğine pişman olmuş. Filmi çekme savaşı verirken bunu düşünemediğini söylüyor.

 

82-Baba’nın öldüğü sahnede yer alan çocuk çekimlerde kontrol edilemeyince Brando, portakal kabuğu şakasını aklına getirmiş. Kendi çocuğuna da bu şakayı yapan Brando’nun fikrine çocuk da gerçekten korkarak karşılık vermiş. Yetersiz ışıkta kısa sürede çekilmesi gereken bu sahnede yapım ekibi sadece iki kameradan oluşuyormuş. Sahnedeki domatesler New York’ta olmadığı için Chicago’dan getirtilmiş.

 

83-Mezarlık sahnesinin girişi yapım tarafından kesilmiş, Coppola epey emek harcadığı bu sahnenin çıkarılmasına çok bozulmuş ve daha sonra filme yeniden eklettirmiş.

 

84-Suikast sahneleri kitapta uzun bir yer kapladığından vaftiz sahnesiyle paralel kurguda aktararak sahneyi genişletmek fikri Coppola’nınmış. Vaftiz edilen bebek Coppola’nın kızı Sofia Coppola’ymış.

 

85-Vaftiz sahnesinde kilise orgu çalması Peter Zinner’ın fikriymiş.

 

86-Moe Greene’nin öldürülmesi sahnesinde aktörün gözlüğüne iki farklı tüp konulmuş. Kan, o tüplerin birinin patlamasıyla akmış.

 

87-Kiliseden çıkarken bebeği öpen kadın Coppola’nın annesiymiş.

 

88-Coppola, Abe Vigoda’nın son sahnesindeki mimik performansını çok başarılı buluyor.

 

89-Stüdyo ilk başta filmi 2 saat 15 dakika olarak tasarlamış. Coppola’ya filmi bu süre için kurgulamasını söylemişler. Coppola da 2 saat 20 dakikalık bir kurgu hazırlamış. Ama daha sonra Robert Evans, filmi o haliyle beğenmeyip 2 saat 45 dakikaya onay vermiş.

 

90-Michael’ın çakıllı yolda yürüdüğü sahne Dean Tavoularis tarafından özellikle hazırlanmış. Çakıllar, Michael’ın geçirdiği evrimi de temsil ediyormuş.

 

91-Coppola, filmin son kurgusunu hazırlarken The French Connection vizyona girmiş. Coppola, o filmi izlediğinde The Godfather’ı karanlık, sıkıcı, uzun ve birkaç adamın masa etrafında konuştuğu sahnelerden ibaret bir film olarak görmüş ve başarısızlıktan korkmuş. Ama The Godfather kendi kimliğini yaratan bir film olmuş.

 

92-Coppola, Puzo’ya övgülerinden sonra onu çok özlediğini belirtiyor.

 

93-İnsanlar The Godfather’ın başarısının sırrını sorduğunda Coppola, bütün ekibi tek tek övdükten sonra ben sadece onları seçtim diyor.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

THE GODFATHER PART 3: THE COPPOLA RESTORATION (BLU-RAY VERSİYON)

Bu, filmin kendisiyle alakalı bir yazı değil, blu-ray versiyon ile ilgili bir inceleme yazısı ama söylemeden geçmeyim. Bu filmin tam versiyonunu blu-ray sayesinde ilk kez izledim ve filme gerçekten de büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bilindiği gibi serinin ilk iki filmine gösterilen saygı ve beğeni bu üçüncü filme pek gösterilmedi. Ama kanaatimce her ne kadar ilk iki filmin kalitesinde olmasa da üçüncü film de türlü eksikliklerine rağmen şahane bir film. Bu konuyu da bir gün film ile ilgili bir yazıda irdeleriz.

İlk filmin blu-ray versiyonu ile ilgili inceleme yazımda belirttiğim bütün noktalar aslında bu film için de geçerli. Süre olarak Türkiye'de ilk defa tam versiyonu bu sette izliyoruz. Altyazı çevrimi önceki baskılara göre berbat. Calo'nun Don Lucchesi'nin kulağına söylediği çarpıcı cümleyi bile "güç ona sahip olmayanı yıpratır" şeklinde çeviren bir beceriksizlik söz konusu.

Görüntü kalitesi, ilk filmin fersah fersah ötesinde. Yine kumlanmalar var ama bu kez tek bir sahnede bile karelenmeye rastlamıyoruz. İlk filmin blu-ray baskısında görülen o eski teknolojiyi diriltme çabası bu filmde başarıyla uygulanmış. Tablo gibi kareler ve detaylara inilmiş bir temizleme ile Part 3 mükemmel bir görüntü işçiliğine sahip. Helikopter baskını ve opera sahnelerinde de ses kalitesinde bariz bir gelişmenin söz konusu olduğunu söyleyebilirim.

Diskte herhangi bir ekstra yok. Dileyen, Francis Ford Coppola'nın İngilizce altyazılı filme paralel yorumuyla beraber izleyebilir filmi. Herhangi bir sürpriz yumurtaya da rastlamadım. Daha önce de bahsettiğim gibi filmin yapım belgeseli bonus diskte yer alıyor. Filmin DVD baskılarına oranla süre farkı yaklaşık 6 dakika. Çok önemli eksiklikler yok ama yine de tam versiyonu izlemenin tadı başka.

Puanlamalar ve özet:

Görüntü: 10/10
Ses: 9/10
Ekstra İçerik: Bonus Disk
Inlaycard: Yok
Disk: Gri fon üzerinde metalik The Godfather logosu ve logoya paralel Part 3 yazısı
Backcover: 2007 setiyle aynı
Cover: Al Pacino, soundtrack setindeki pozla aynı : (5/10)
Kutu: Kalın karton kapak i 2007 setiyle aynı, kabartmalı (10/10)

3 Mayıs 2012 Perşembe

THE GODFATHER: THE COPPOLA RESTORATION (BLU-RAY VERSİYON)

Nihayet geçtiğimiz ay Blu-ray Player alıp hemen Godfather setin siparişini verdim. Türk internet siteleri arasında yalnızca gittigidiyor kullanıcılarından bulabileceğiniz Coppola Restoration seti, ABD'de Sapphire serisi ve aynı setin üçüncü film ve bonus disklerin çıkarılmış hali olan double pack setinden daha önce çıkan versiyonu. Sürüm olarak tüm blu-ray setlerinin 2007 tarihli Coppola Restoration setinden alındığını ve supplement disc adı verilen bonus diskinin tamamında aynı olduğunu belirteyim. (2007'ye göre bu diskte farklılıklar var.)

Seti aldıktan hemen sonra ilk önce bonus diski inceledim. Ama o setle ilgili henüz bir değerlendirme yazısı yazmadım. Çünkü setlerin bonuslarını daha geniş bir yazıda değerlendirmeyi düşünüyorum.

The Godfather'ı eskiden yıl içinde 5-10 defa izlerken son yıllarda biraz da özleyebilmek için daha az izlemeye karar vermiştim. Bu yüzden 2010'da ilk filmi, 2011'de ise ikinci filmi izledim yalnızca. Bu yıl blu-ray seti alınca tamamını yeni baştan ve farklı bir gözle izlemek farz oldu.

En başta şunu söylemeliyim ki Godfather'ı ya da herhangi bir filmi blu-rayden izlemek bambaşka bir deneyim. Bir daha asla DVD sürümünü izleyemezsiniz. Benim için de aynı durum geçerli. Artık elimde olan 2005 ve 2007 DVD setleri sadece arşivde kalmak üzere rafa kaldırılmış durumda. Lakin Godfather, 2005-2012 arası çıkmış herhangi bir film kadar büyüleyici bir restorasyona girmemiş. Eski filmleri blu-ray'e aktarırken yaşanan sorunlar bu set için de geçerli olmuş.

İlk film, maalesef çağına göre zayıf aletlerle kotarılmış. Ne gariptir ki üçüncü film hepsinden yeni olmasına rağmen ilk filmin teknik ekipman kalitesine ancak yetişebilmiş. Blu-ray'de de durum aynı mıdır henüz bilmiyorum ama DVD setlerinde bunu net olarak görmüştük. Godfather, 40. yılını dolduran bir film olarak zaten eskilik dezavantajına sahip teknik olarak. Buna bir de Gordon Willis'in akılalmaz karanlık tercihi de eklenince Hollywood'un en iyi remarker'ı olan Richard Harris bile yüzde yüz kaliteye ulaştıramamış filmi. İç sahnelerdeki karanlığı daha da açabilmek için Coppola'yla beraber Sony'nin kurgu atelyelerinde saatler geçiren Harris, istediğini elde etmiş fakat bu kez de kumlanmayı önleyememiş. Öte yandan dış-gündüz sahnelerinde film neredeyse yepyeni çekilmiş gibi duruyor. Gişelerdeki saldırı ve Sicilya'da patlayan araba sahnelerinde DVD setlerine oranla daha fazla detay yakalayabiliyorsunuz.

Filmi ses açısından yüzde yüz değerlendiremeyeceğim. Çünkü kullandığım Mikado marka ses sistemi henüz home cinema keyfi için yeterli değil. Ama ilk ve tek olarak True HD formatında sadece blu-ray'de duyabileceğimiz ses düzeni Mikado'yla bile fark yaratabiliyor. Hastane sahnesindeki plağın takılmasını DVD setlerinde yankı şeklinde duyarken blu-ray'de gerçek sesi alabiliyoruz. Üstüste binmeler, dip sesler diğer setlere oranla azaltılmış.

Orijinal pelikülde ve 2005 DVD setinde hemen farkedilen hatalı bir sahne var. Baba'nın gömüldüğü törende Michael'ın görüntüsünün üzerine Teresa Hagen'ın yüzü biniyor ve ortaya fantastik bir görüntü çıkıyor. Bu hata Coppola Restoration DVD setinde hemen hemen temizlenmişti. Blu-ray'de ise tamamen ortadan kaldırılmış.

Öte yandan bugüne kadar filmi sanırım 100'den fazla kez izledim. Ama ilk defa tamamını bu gece izledim diyebilirim. Daha önce Film Süreleri yazısında da değinmiştim. DVD setlerinde 2 ile 5 dakika arasında bir eksiklik vardı. Bu eksik, Blu-ray'de sıfıra inmiş. Eksik olan sahneler ise süreleri 2 saniyeden 15 saniyeye kadar çıkan "an"lardan oluşuyor. Nedense Türkiye baskısı VCD ve DVD setlerinde birçok an kırpılmış. Yalnız bu eksik anları farkedebilmek için filmi daha önce birçok defa izlemeniz gerektiğini söyleyeyim.

Daha önceki 2 sette bulunan altyazı çalışmasının blu-ray'deki altyazı çalışmasından daha iyi olduğunu belirteyim. Özellikle İtalyanca konuşmalarda büyük çeviri eksiklikleri var. Çevirmen birçok sahnede de kısaltma yoluna gitmiş. Örneğin "Corleone family" kelimeleri yalnızca "aile" olarak çevrilmiş. Bu filmin her sürümünde bir sorun olarak gördüğüm restorandaki 2 dakikalık İtalyanca konuşmanın altyazı çevrimi maalesef blu-ray'de de yok. Orada ne konuşulduğunu her zamanki gibi sadece kitabı okuyanlar bilecek.

Film diskinde herhangi bir esktra yok. Yalnızca Francis Ford Coppola'nın filme paralel sesli yorumları var. Bu özelliğin de Türkçe altyazısı yok. İsteyenler İngilizce, Almanca ve Fransızca altyazılarla bu yorumları takip edebilir. Öte yandan filmi ileri ya da geri sardığınızda ya da durdurduğunuzda ekranın altında bir doğrusal zaman çizelgesi çıkıyor ki bu da setin küçük bir hoşluğu. Diskin arayüzü, Don'un kalp krizi geçirdiği bahçenin canlı görünümünden oluşuyor. Diskte herhangi bir sürpriz yumurtaya rastlamadım. Ama, adı üzerinde sürpriz. Belki rastlayanlar vardır.

Son olarak puanlama ve özet:

Görüntü: 8/10
Ses: 9/10
Ekstra İçerik: Bonus Disk
Inlaycard: Yok
Disk: Gri fon üzerinde metalik The Godfather yazı ve logosu
Backcover: 2007 setiyle aynı (TrueHD notu hariç)
Cover: Marlon Brando ve The Godfather yazı ve logosu (6/10)
Kutu: Kalın karton kapak, 2007 setle aynı (10/10)

29 Mart 2012 Perşembe

JACK WOLTZ'UN OSCAR HEYKELCİĞİ

Bu filmleri kaç defa izlerseniz izleyin, her defasında yeni bir şey keşfetmeniz olağandır. Bu gece, filmi değil ama yapım belgesellerini izlerken Woltz'un odasındaki Oscar heykelciği gözüme çarptı. Meğer Johnny Fontane'i filminde oynatmak istemeyen pedofil yapımcımız geçmişte Oscar kazanmış.

11 Mart 2012 Pazar

GÜLER AKALIN - BABA (1972)

The Godfather'ın meşhur film müziği Love Theme From the Godfather'ın birçok değişik versiyonu hakkında bir yazı yazmıştım evvelce. Orada şarkının tek Türkçe sözlü versiyonunun Gönül Yazar tarafından seslendirildiğini belirtmiştim. Meğer, Yazar tek değilmiş. Güler Akalın adlı, adını ilk defa bugün duyduğum bir sanatçı da Baba adıyla seslendirmiş parçayı. Bu adresten ilk 1 dakikasını dinledim. Bana kalırsa tam bir facia ama yine de bir gizli hazine... Koleksiyonerler bu plağı mutlaka edinmeli.


Güler Akalın'ın bir başka plağı:

6 Ocak 2012 Cuma

AZİZ YILDIRIM'IN YERİNDE DON VİTO OLSAYDI

Baştan belirtmek lazım, bu bir "what if " yazısıdır, yani "eğer öyle değil de şöyle olsaydı" tipinden bir denemedir. Bu yazının başlığı ve içeriğine bakıp da Aziz Yıldırım'ı şimdiden şikeci ilan ettiğimi de düşünmenizi istemem. Mahkeme kararı çıkmadan bunu bu tip bir yazıda kullanmam. Daha doğrusu konunun Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'yle pek de bir ilgisi yok.

Şimdi, diyelim ki Don Corleone futbol işine de el attı ve bir takımın sahibi oldu. İlk başta bunun sorgulanması gerekiyor. Belki 40'lı yıllarda Vito'ya bir beyzbol takımı satın alınması ile ilgili bir teklif gelse değerlendirebilirdi ama eminim ki Vito karakteri günümüzde yaşasaydı asla bu işlere girmezdi. Vito, çok göz önünde olmayı seven biri değil en başta. Bir takımın başkanı olduğunda bütün flaşörlerin ona çevrileceğini bileceği için muhtemelen bu işten uzak durur ya da aileden birini bu işe yönlendirip ona uzaktan destek verirdi.

Varsayalım Don Corleone nasıl olduysa oldu, bir futbol takımının başına geçti. Sıradaki sorumuz şu: Don Vito, şike yapmaya yeltenir miydi? Kanımca bunu yapmazdı. Vito'nun kendine özgü bir ahlak anlayışı vardı. Kadın ticaretini bir "infamita/ahlaksızlık" olarak gördüğünden o işe hiç bulaşmadı mesela. Uyuşturucu işinin getirdiği ahlaki zararlardan dolayı o işi de elinin tersiyle itti ama Michael'ın hayatı tehlikeye girince kabul etmek zorunda kaldı. Öte yandan Vito kumar işindeydi ve bu işi erkeklerin bir zaafı olarak görürdü. Yani kumardan dolayı çöküntü içine girecek insanların kendi tercihleri olarak bakardı olaya. Rakiplerini ekarte etmeye kalkışmaktan ziyade rakiplerinden gelecek zararlar için önceden tedbir alıp, politikacılar, yargı mensupları ve polisleri satın alma yoluna giderdi. Böylece doğal olarak rakip kalmazdı karşısında ya da tehlike düzeyi düşük rakipler olurdu.

Vito mutlak kazanımdan yana bir Don değildi. Ona New York'un en güçlü mafya babası gözüyle baktığınızda bile o ihtişamdan çok, mütevazı bir duruşla karşılaşırsınız. Zira Vito, zirvede olmanın tehlikelerini önceden sezebilen bir Don'dur. Tecrübeleri kendisine bunu göstermiştir. Örneğin, Santino'nun ailenin gücüne güvenip ergenlik çağında türlü belalara bulaşması karşısında sahip olduğu güce lanet okumuş olduğunu bile kavramak mümkündür. Bu yüzden Vito'nun takımının şampiyon olması Vito için pek de önemli değildir. Normal yollarla şampiyon olmuş bir takımı bağrına basar ama şampiyonluk için de hile yoluna gitmeyi seçmezdi.

Varsayalım, Vito da bir insan olarak şeytana uydu ve en yakın rakibiyle puan puana gittiği zorlu bir sezonda şike yapmaya ya da rakibinin rakiplerine teşvik primi vermeye kalkıştı. Peki, bunun için (iddianamede belirttiği üzere) Aziz Yıldırım gibi işi bizzat kendisi mi hallederdi? Elbette hayır! Vito kendi işinde kanuna aykırı olsun ya da olmasın hiçbir emrini uygulayıcıya bizzat kendisi iletmezdi. Zaten mafya hiyerarşisi de bu riski ortadan kaldırmak için kurulmuştu. Bir Don, emirlerini ya sağ kola ya da Caporegimelerine verir. Eğer Corleonelerdeki gibi Luca Brasi tarzında bir adamınız varsa bir istisna durumu elbette oluşur ve Don bizzat Brasi'nin konumundaki kişiye emri verir. Tattaglia ailesine sızma işinin emrini Luca'ya bizzat verdiğine şahidiz zaten. Ama bu tip istisnalar dışında Vito bu şike konusuyla ilgili işleri Capo'larına havale eder. Onlar da regimelerindeki güvenilir soldattoları aracılığıyla rakip takımları bağlama yoluna giderdi. Böylece Don'un şike emrini bizzat verdiği konusunda hiçbir şahit olmazdı. Mafya hiyerarşisinde Caporegime basamağı bu yüzden çok önemlidir ve "ötmeyecek" adamlardan seçilir. Don'un başını mahkemede belaya sokacak ilk insan bunlardır zira. Bunun yanı sıra "iş"ten haberdar olan Consigliere de aynı şekilde "ötme" ihtimali olan kişi olduğu için dikkatli seçilmek zorundadır. Omerta yasası suskunluğu emreder. Konuşan olursa belki Don'un başı da yanar ama "konuşan"ın ailesi de ortadan kaldırılır nihayetinde. Kısacası Don'un şike işleriyle bizzat uğraşmayacağı sonucuna rahatlıkla ulaşabiliriz.

Yöntem meselesi var bir de. İddianamelerden anlaşıldığı kadarıyla Aziz Yıldırım'ın bizzat telefonda şike pazarlığı yaptığı, ya da bu pazarlığı yapacak kişilere emir verdiğini görüyoruz. Bir kere en başta Vito'nun telefonla konuştuğuna pek az kişinin şahit olduğu bilgisini verelim. Vito, "iyilik" isteyeceği insanlarla yüzyüze konuşmayı seven bir kişidir. Bir adamı ikna edebilmek için saatlerce uğraşabileceği en iyi iletişim türü olarak doğrudan iletişimi tercih eder. Birine telefon açıp da "tarlalar yeşillensin" diyecek bir Vito ancak bunamış bir Vito olacaktır. Vito, polislerin telefon dinlemeye bayıldığını çok erken çözdüğü için Capolarına da bu tür iletişimi yasak etmiştir. Hatırlayın... Clemenza, Paulie'yi öldürmesi için Rocco'yu çağırırken telefonu kullanır ama telefonda asla işten bahsetmez. Rocco'ya sadece gelmesini söyler ve Rocco da zeki bir adam olduğu için "hazırlıklı" gelir. Don'un görgüsü iki Caposuna da etki etmiştir. Yine de Don'un bir anlık hata yapıp telefonda bir başka kulübün temsilcisiyle görüştüğünü varsaysak bile o görüşmede "inşaat", "tarla" gibi kelimeleri bulamayız. Hele hele rakibin bir futbolcusunun adı, bir hakemin adı ya da rakibin bizzat kendisinin adını telaffuz etmesi imkansızdır. O konular yüzyüze görüşülür.

Bir an için Aziz Yıldırım değil de Yıldırım Demirören'in yerine koyalım Vito'yu. Kendisi değil de kulübünün teknik direktörü ve diğer yöneticilerinden ikisi suçlanıyor olsun. Vito, asla Demirören gibi üç maymunu oynamaz. O 3 adamı kurtarmak için elinden geleni yapar. Ailede bu tip işler için hayatı çok zorda olan, evini geçindiremeyen adamlar vardır. O adamlar bulunur ve ailenin adına zarar gelmeyecek şekilde asıl suçlularla yer değiştirilir. Bu sayede adamın karısı, çocukları ömür boyu geçim sıkıntısı çekmezler. Aile de önemli adamlarını hapiste görmekten kurtulur.

Son olarak varsayalım, Vito ne yaparsa yapsın soruşturmadan kurtulamadı ve hapse düştü. Kesinlikle Aziz Yıldırım ve diğer yöneticilerde olduğu gibi söylem ayrılıkları yaşanmaz. Ailenin izleyeceği yol ne ise Vito tarafından belirlenir ve geride kalan yöneticiler de Vito'nun formülünü hemen uygulamaya koyar. Ayrıca Vito, sürekli basına demeç verme, mektup yazma gibi boş işlerle de uğraşmaz. Kendisini kurtaracak merciilere yönelir ve onlar üzerinde çalışır. Daha da basitini söyleyim mi? Vito içeride olsa çoktan savcı Mehmet Berk'in uygunsuz anlarda çekilen fotoğraf ya da videoları piyasaya sürülme tehdidi oluştururdu. Bu yöntem Vito'dan ziyade Michael'ın yöntemi ama Vito dönemini de kapsayacağını tahmin ediyorum. Ayrıca zaten savcılık Vito'yu tutuklasa bile konuya bakan hakim çoktan satın alınmış olacağından Vito, değil Metris'te aylar geçirmek, nezarette bile bir gün kalmazdı.

Bir de Fenerbahçelilerin sık sık dile getirdiği, bu bir şike soruşturması değil, Fetullah Gülen Cemaati'nin Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'yle hesaplaşması iddiası var ki hala resmi bir belgesi bulunmayan bir helikopter ihalesi mevzuusu da iddianın birincil öneme haiz aracı olarak gösteriliyor. Varsayalım doğru. Bu seçenekte de daha baştan o cemaat Vito'nun etki alanına girmiş olurdu. Zaten Vito'nunki ideolojik, siyasi duruşu olan bir aile değil. Vito için hangi hükümetin başta olduğu hangi etki gruplarının zinde olduğu önemli değil. O etki unsurlarını baştan satın alarak ya da etkisizleştirerek işini yapan bir isimdir. O yüzden böyle bir sorunu zaten olmayacaktır.

Netice itibariyle, Büyük Don Vito'ya bu kadar ahlaksızlığı bir what if yazısı için bile reva görmekten mutsuzluk duyduğumu belirtirim. Vito başkan Corleonespor şampiyon!